13 Mart 2011 Pazar

PUSLU SABAH

Puslu bir sabaha uyandı gözlerim.
Zor bir rüyanın terleri yine yüzüm de.
Her gece aynı rüyayı görüyorum.
Ellerim sımsıkı, avuçlarım ıslak.
Kulağımda hep aynı ses, çığlık gibi, eyvah gibi…
Boş sokaklar, evler, merdivenler, kapılar ve bir oda.
Hangi sokağa girsem, hangi evin merdivenlerini çıkıp
Hangi kapıya uzansa elim, hep aynı oda karşımda.
O odaya salıyorum bedenimi,
Kokumu bırakıyorum duvarlarına, elimi sürüyorum.
Elimi sürdüğüm yerler dile geliyor sonra.
Bilmediğim bir dil, anlayamadığım bir sancı içimde.

''Yudum yudum yutuyorum yokluğunu…''

Yeniden gözlerimi sımsıkı kapatıyorum,
Başka bir rüyaya kaçıyor gözlerim.
Şimdi o uçurumun kıyısındayım.
Aşağısı bulanık bir deniz.
Dalgalar ısırıyor kayaları dişleriyle.
Uçsam diyorum, hemen şimdi buradan.
Salsam kendimi, uçsam.
Sonra düşüyorum ben,
Tamda aynı yerde uyanıyorum her defasında.
Avuçlarım ıslak, yüzüm terli…
Sonra sen coşkun bir nehir oluyorsun gözlerimde,
Önüne gelen her şeyi alıp götüren,
Asi, hırçın ve birazda yorgun…
Korkuyorum önünde durmaktan.
Gölgedeydim çoğu zaman karşında,
Ama şikâyet etmemiştim.
Oysa ben bir rüzgâr istemiştim,
Beni önüne katıp başka iklimlere savuran.
Kıyıdan bakıyorum sana.
Büyük okyanuslara varışını izliyorum uzaktan.
Susarak ve birazda ağır yenilgiler alarak…
Kabul ediyorum senden gelen her şeyi,
Artık nasıl olsa en dipteyim...
haykırabilirim değil mi?
Tutkuyla seviyorum seni.
Dilimde bölünüyor adın.

''Yudum yudum yutuyorum yokluğunu...''

Gül DEMİRBİLEK (Gül-ce)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder