13 Mart 2011 Pazar

Hediye ve İsa Kızılöz Kardeşim e...

Hediye ve İsa Kızılöz Kardeşim e...

Onca sevgisizlik onca yoz’ un içinde dünya...
Direndik gül aşkına, masallarımızla
Dikenlerin acısına.
Masal! Sen açana değin feri loş gözlerini
Ve minik avuçlarını dünyaya
Ne masallar dinleyip uyudu,
Ne uykulardan uyanıp sığındı masallara, insanlık!
Belki kara belki ak,
Ama her masalın rengi var mutlak
Ve her masalda, görünmeyendi muğlâk!
Berfin duygularla çağladı, yeşerdi ilk masalımız
Şimdi mağrur bir zambak, çoğaltan renkleriyle...

İlk sıra beyazındı, bakir bir sayfa ile
Türküler besteledi; do- re- mi- fa- sol –la- si
Yol verdi mercanlara, aklında yok ki hile!
Her tınıda inledi, notaların şehveti…

“ Bir Masal’ ımız olsun;
Dinlerin dilleri,
Dillerin evreni dolaştığı gibi…
Renklerin gökkuşağı hediye…
Umudu ve kardeşliği takıp kanatlarına güvercinin,
Özgürlük türküleriyle yazsın barışı ufuklara.
Türkülerimiz olsun masal,
Masal’ ımız türküler…
Damla damla özüne akan ağıtlarıyla
Hoş gelsin hoşlukla gelsin, haykırsın
Hançerlenmiş emeğin iğdiş edilen şeceresini,
Yeniden yazsın;
Yosun tutmuş, cılkı çıkmış
-canına okuduğum-
Sevdayı “ dedik.

Dün, yanan bir lav iken ağustos on sekizi
Yıl iki bin on, bugün... Kızılöz hasreti sal
Savurarak külleri, kalsın parmağın izi
Tutun döşüm üstüne, tutun! Hoş geldin Masal...

Refika Doğan – Antalya 2010

dipnot: (GÜLCE /Buluşma) NAZIM TÜRÜ1-HECE-SERBEST Tartışma ve kavgalarına son veren bir nazım türüdür. 2-Hece vezni ile serbesti, bir şiir bünyesinde buluşturmaktadır. 3-Oluşumu şöyledir: ------- ------- ------- ------- (Dörtlük: hece vezniyle yazılmış) ................................... ................................................ .............................. ............ ......................(Serbest mısralar-mısra sayısı şairin isteğine bağlıdır.) Yani; -(Hece vezniyle yazılmış dörtlük) -(Serbest mısralar) VEYA BUNUN TERSİ DE OLABİLİR -(Serbest mısralar) -(Hece veniyle yazılmış dörtlük) 4-Hece vezniyle yazılmış dörtlük' ün kafiye yapısı, hece sayısı, kalıbı tamamen şairin isteğine bağlıdır. Şair dilerse Hece ile yazılacak bölümü dörtlük değil, beşlik, altılık mısralardan veya değişik hece türleri ile de oluşturabilir. Yeter ki, hece-serbest buluşmasını gerçekleştirsin. Adı gibi BULUŞMA olsun. 5-Şiirin uzunluk,kısalık durumları tamamen şairin isteğine bağlıdır. 6- Edebiyatımıza Mustafa Ceylan ve Harun Yiğit tarafından kazandırılmıştır.

PUSLU SABAH

Puslu bir sabaha uyandı gözlerim.
Zor bir rüyanın terleri yine yüzüm de.
Her gece aynı rüyayı görüyorum.
Ellerim sımsıkı, avuçlarım ıslak.
Kulağımda hep aynı ses, çığlık gibi, eyvah gibi…
Boş sokaklar, evler, merdivenler, kapılar ve bir oda.
Hangi sokağa girsem, hangi evin merdivenlerini çıkıp
Hangi kapıya uzansa elim, hep aynı oda karşımda.
O odaya salıyorum bedenimi,
Kokumu bırakıyorum duvarlarına, elimi sürüyorum.
Elimi sürdüğüm yerler dile geliyor sonra.
Bilmediğim bir dil, anlayamadığım bir sancı içimde.

''Yudum yudum yutuyorum yokluğunu…''

Yeniden gözlerimi sımsıkı kapatıyorum,
Başka bir rüyaya kaçıyor gözlerim.
Şimdi o uçurumun kıyısındayım.
Aşağısı bulanık bir deniz.
Dalgalar ısırıyor kayaları dişleriyle.
Uçsam diyorum, hemen şimdi buradan.
Salsam kendimi, uçsam.
Sonra düşüyorum ben,
Tamda aynı yerde uyanıyorum her defasında.
Avuçlarım ıslak, yüzüm terli…
Sonra sen coşkun bir nehir oluyorsun gözlerimde,
Önüne gelen her şeyi alıp götüren,
Asi, hırçın ve birazda yorgun…
Korkuyorum önünde durmaktan.
Gölgedeydim çoğu zaman karşında,
Ama şikâyet etmemiştim.
Oysa ben bir rüzgâr istemiştim,
Beni önüne katıp başka iklimlere savuran.
Kıyıdan bakıyorum sana.
Büyük okyanuslara varışını izliyorum uzaktan.
Susarak ve birazda ağır yenilgiler alarak…
Kabul ediyorum senden gelen her şeyi,
Artık nasıl olsa en dipteyim...
haykırabilirim değil mi?
Tutkuyla seviyorum seni.
Dilimde bölünüyor adın.

''Yudum yudum yutuyorum yokluğunu...''

Gül DEMİRBİLEK (Gül-ce)

Yaşamak Güzel Şey

Yaşamak Güzel Şey
Yaşamak güzel şey be kardeşim,
Sarıyı yeşile karıştıran sonbahar ağaçlarının altında yürümek,
Nemli toprağın kokusunu çekmek ciğerlere,
Bir dosta selam vermek
Ve iki kelam etmek ordan burdan

Yaşamak güzel şey be kardeşim,
Yediğin lokmanın yenebilirliğinin farkında olmak,
Zevk almak gönlünce zengin olan herşeyden,
Gökyüzünü görebilmenin ayrıcalığını keşfetmek...
Bir kuş olup yürekten
Uçmak özgürce maviliklere....

Yaşamak güzel şey be kardeşim,
Bir ressamın tualinde can bulmuş resimde
Öylesine dalmak bir yerlere,
Vücut bulması düşlerin...
Sevgiliye bakmak, özlemek....

Yaşamak güzel şey be kardeşim,
Küçük bir çocuğun,
Gamzeli ellerinde saflığın sıcaklığını hissetmek
Ve en önemlisi
O'nun kadar mutlu olmak
Karınca kadar olaylardan, varlıklardan...
Yaşamak güzel şey... yaşamak.. güzel...
Güzel insanlarla,
Güzelliklerle....

ARZU DİNÇER (2000)

AKLIM ERMİYOR

AKLIM ERMİYOR

Neler çektim ben neler, ne çileler elemler;
Kimseler şu halimi sormuyor ah sormuyor.
Ben mi çok seviyorum, o mu aşkı bilmiyor?
Buna bir türlü aklım ermiyor ah ermiyor.

Tavrına aldandığım, bakışına kandığım.
Yıllarca onun için çıra gibi yandığım.
Her görüşümde sanki çıkacakmış sandığım
Kalbim eskisi gibi vurmuyor ah vurmuyor.

Ne yüzüme gülüyor, ne elimi tutuyor;
Bin türlü bahaneyle, masalla uyutuyor.
Bunlar yetmezmiş gibi adımı unutuyor.
Hal-i pür melâlimi görmüyor ah görmüyor.

Gece sessizliğinde onu düşündüğüm an,
Öyle rüzgâr eser ki; yaman eser, pek yaman.
Derdimi anlatmaya şu felek hiçbir zaman
Beklediğim fırsatı vermiyor ah vermiyor.

"Yağını el sürünen, faydasız bir gül" gibi.
Daima uzaktadır, yabancıdır; el gibi.
Gönlümde birikerek gözlerimden sel gibi
Akan hicrânlı yaşım durmuyor ah durmuyor.

İşte böyle, bu yüzden dinmiyor ki efkârım!
Bu yüzden tükenmiyor, eksilmiyor hiç zârım.
Ömrümü adadığım, benim vefâsız yârim!
Bitti demeye dilim varmıyor ah varmıyor.

Esat ANIK

İNŞİRAH KANATLI ANKA

İNŞİRAH KANATLI ANKA

Bir yudum şebnem düştü yaprağından dudağıma.
Gonca açmış dağ bugun çisil çisil ıslaktı gül.
Beni çağıran işmar gamze yapar yanağına.
Kara saçlarından gün sızar parıl parıl sergül.

Ağızında biriken baldan tutuşur fitili.
Kirpiğin harf-i elif batır canıma sevgili.
Sırça köşk içinde yar , berceste sözünde mana.
Bin uçlarıyla meal yazar ipil ipil her tel .

Ay şafağa yaklaştı...kımıldar yakamoz birden.
Yeryüzüne sarkan ip , akıp suyun perçeminden.
Düğümledi kalbimi hem elimden ayağıma.
Çözelim dilmaçların dili sende sarmaşık gül.

Gün batımında kızıl kıyamet olur gökyüzüm.
Yıldız yıldız serpilir al güller ,mor güller ,hüzün .
Yüz yıl olur geceler tutuşur zülf-ü Süreyya ?
Ufkun yamaçlarında tüten barutsun kara gül !

Yozgat yaslı ,ben yaslı ; gül mevsimi geçiyormuş!
Varsın geçsin vefasız ; baharın sonu hazanmış !
Dağ başında eriyen kar can taşırmış ırmağa .
Budanmış ağaçların sürgünü umut , kanı gül.

Bal gözlerinden içtim şu kehribar umutları.
Yıldırım vurgunu aşk, yağmur yüklü bulutları.
Müjdeyle geldi rüzgar ;inşirah kanatlı Anka.
Kıraçların gelini , bak kokun geldi , esmer gül .

Gözlerinin ışığı bire bin kat veren buğday.
Betim benzim sarısı bugünün bereketi say.
Şiir yağmursuz olmaz;son cemre toprakta ferda .
Ruhum aç bilaç kaldı ; şeb_i arus ’la bana gel .

Gürül gürül ak pınar ,toprağı böyle bulur can.
Züleyha yürüyüşün damarıma bu heyecan.
Çölü gülşene çevir ,hep Yusuf gibi karşıla .
Adına yalvaçların sen peygamber çiçeği ol.


Turan Yoldaş

KAYSERİ TÜRKÜLERİ

KAYSERİ TÜRKÜLERİ ”

“Erkilet güzeli bağlar bozuyor,”
Erciyes fırtına karı tozuyor.
Değme tabip bana, yaram azıyor...
Sıladan uzakta gurbetteyim ben,
Kayseri burnuma tütüyorsun sen.

“Gesi bağlarında bir top gülüm var.”
Solmasın sılaya dönene kadar.
Ana-baba, bacı-gardaş, yâr ağlar...
Buna dayanamam, geleceğim ben;
Kayseri burnuma tütüyorsun sen.

“Ağam İstanbul’u mesken mi tuttun?
Gördün güzelleri beni unuttun!..
Sılaya dönmeye yemin mi ettin?”
Kısmette var ise döneceğim ben,
Kayseri burnuma tütüyorsun sen.

“Küçükten görmedim ana kucağı
Koçyiğitler yatağı dağlar bucağı.
Bir yiğit ölmeyle söner mi ocağı?..”
Tecellim iyiyse güleceğim ben,
Kayseri burnuma tütüyorsun sen.

“Ali Dağı derler dağların hası,
Kucağına çekmiş koca Talas’ı”
Hisarcık üzeri Tekir Yaylası
Erciyes’e çıkıp göreceğim ben,
Kayseri burnuma tütüyorsun sen.

“Bir of çeksem karşı ki dağlar yıkılır.
Bugün posta günü canım sıkılır!
Ellerin mektubu gelmiş okunur...”
Ne zaman bir mektup alacağım ben?
Kayseri burnuma tütüyorsun sen.

“Evlerinin önü yüksek kaldırım,
Kaldırımdan düştüm beni kaldırın.
Vurun yâr yoluna beni öldürün...”
Sılanın derdinden öleceğim ben,
Kayseri burnuma tütüyorsun sen.

“Ben giderken ekinleri göğüdü,
Görünüyor emmimgilin söğüdü.”
İçimi gam, keder, hasret bürüdü,
Yaramı da kendim saracağım ben,
Kayseri burnuma tütüyorsun sen

“Dağdan yuvarlandı kayalarımız,
Gam ile yoğrulmuş mayalarımız.”
Gittikçe büyüyor acılarımız,
Elbet dermanını bulacağım ben,
Kayseri burnuma tütüyorsun sen.

“Gine yeşillendi Germir Bağları,
Bakarım erimez dağların karı.”
Gurbette çekerim ah ile zârı...
Bir gün neşelenip güleceğim ben,
Kayseri burnuma tütüyorsun sen.

“Asmalarda kol uzatmış dallere,
Sen düşürdün beni dilden dillere.”
Bir gün çıkıp düşeceğim yollara,
Ansızın sılaya geleceğim ben,
Kayseri burnuma tütüyorsun sen.

“Al bostancı bir bostan ver hastam var.
Asmanın dibine gelmiş, yosmam var.”
Ayrılık ateşi bağrımı yakar,
Arayı arayı bulacağım ben,
Kayseri burnuma tütüyorsun sen.

“Zalim felek değirmenin döndü mü?
Ben yaparım, sen yıkarsın bendimi.”
Garip anam harap etme kendini,
Gözünün yaşını sileceğim ben,
Kayseri burnuma tütüyorsun sen.

“Deve yüksek atamadım urganı,
Üşüdük de çek başına yorganı.”
Hızır Dağı yiğitlerin harmanı,
Gömürgen yaylada çöllerdeyim ben,
Kayseri burnuma tütüyorsun sen.

Ahmet KARAASLAN

Kölelik

kölelik tutsaklıktır
sevmek özgürlük

kır çiçeğin dalı
eğilirse
ürkmez kelebek
ama bir kelebeğin
kanadını ellemek
kimin haddine

özgürce ve sadece
sevmek yazar kitabında
bir şairin

işine gelirse


Celal Çalık